B2 Seviyesi Fransızca Kelimeler
Orta-üst seviye. Soyut konuları ve teknik metinleri takip etmeni sağlayan kelimeler.
B2 kelime listesi
| # | Fransızca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | criminel noun | suçlu, kriminal | Ce criminel a commis un vol.Suçlu mahkeme tarafından mahkum edildi. |
| 2 | pipe noun | pipo, tütün içme borusu | Il fume sa pipe le matin.Büyükbabam akşamları pipo içiyor. |
| 3 | clou noun | çivi, en önemli nokta | J'ai enfoncé un clou dans le mur.Bu çiviyi duvara çak. |
| 4 | judiciaire adjective | mahkemelerle ilgili, adli | Le système judiciaire est important.Fransız yargı sistemi karmaşıktır. |
| 5 | enfoncer verb | içeri doğru itmek, çakmak, kırmak | Il a enfoncé la porte.Kapıyı omzuyla kırdı. |
| 6 | terme noun | sözcük, terim, sınır | Je ne comprends pas ce terme.Bu bilimsel terim söylemesi zordur. |
| 7 | forcément adverb | mutlaka, zorunlu olarak, elbette | Si tu ne travailles pas, tu échoueras forcément.Eğer çok çalışırsan, mutlaka başarılı olacaksın. |
| 8 | persuader verb | birini ikna etmek, inandırmak | Je l'ai persuadé de rester.Arkadaşımı partiye gelmesi için ikna ettim. |
| 9 | revolver noun | dönerli silah, tabanca | Il a un revolver dans sa poche.Dedektif elinde bir tabanca tutuyor idi. |
| 10 | assassiner verb | birini öldürmek, katletmek | Le criminel l'a assassiné.Kral 1789'da katledildi. |
| 11 | dire verb | söylemek, demek | Qu'est-ce qu'il a dit ?O ne söyledi? |
| 12 | introduire verb | tanıştırmak, sunmak, sokmak | Il a introduit un nouveau concept.Sizi benim öğretmenime tanıştırmak istiyorum. |
| 13 | sociologue noun | toplum bilimci, sosyolog | Le sociologue étudie la société.Sosyolog ilginç bir kitap yazdı. |
| 14 | débat noun | tartışma, konuşma | Le débat était passionnant.Sınıfta çok canlı bir tartışmamız oldu. |
| 15 | commettre verb | suç gibi bir şey yapmak | Il a commis un vol.Korkunç bir suç işledi. |
| 16 | inquiétude noun | endişe, kaygı, huzursuzluk | J'ai une inquiétude au sujet de son absence.Kalbimde büyük bir endişe hissediyorum. |
| 17 | d'autant phrase | daha da, özellikle (d'autant plus ile birlikte) | D'autant qu'il pleuvait, nous sommes restés.Yasa olması nedeniyle daha da ciddidir. |
| 18 | orgueil noun | kibir, gurur, övünç | Son orgueil l'a empêché de demander de l'aide.Gururu başkalarını dinlemesine engel oluyor. |
| 19 | ouvrage noun | yapıt, eser, yazılı çalışma | C'est un grand ouvrage littéraire.Bu felsefi yapıt çok ünlüdür. |
| 20 | coupable adjective/noun | suçlu, mahkum | Il est coupable de ce crime.Suçlu adam suçunu itiraf etti. |