C1 Seviyesi Fransızca Kelimeler
İleri seviye. Akademik ve profesyonel bağlamlarda geçen kelimeler.
C1 kelime listesi
| # | Fransızca | Türkçe | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| 1 | adhésif noun | yapışkan | Ce ruban adhésif est très fort.Bu yapışkan bant ofiste çok kullanışlı. |
| 2 | anesthésiste noun | anestezi doktoru | L'anesthésiste a endormi le patient.Anestezi doktoru operasyondan önce hastayı hazırladı. |
| 3 | chimiquement adverb | kimyasal olarak | Ce produit est chimiquement pur.Bu madde kimyasal olarak kararlıdır. |
| 4 | diesel noun | dizel | Ma voiture consomme du diesel.Arabam dizel tüketiyor. |
| 5 | distillation noun | damıtma | La distillation purifie l'eau.Damıtma, petrolün bileşenlerini ayırır. |
| 6 | déployer verb | yaymak, konuşlandırmak | Il a déployé les voiles du bateau.Ordu askerlerini konuşlandıracak. |
| 7 | expérimentateur noun | deneyci | L'expérimentateur observe les résultats.Deneyci, laboratuvarda yeni teoriyi test ediyor. |
| 8 | gracier verb | affetmek, af vermek | Le roi a gracié le criminel.Başkan mahkûmları affedebilir. |
| 9 | hertzien adjective | elektromanyetik dalgalarla ilgili | Les ondes hertziennes transmettent les signaux.Elektromanyetik dalgalar radyo sinyallerini iletir. |
| 10 | irréparable adjective | onarılamaz | Le dégât au bâtiment est irréparable.Deprem tarafından meydana getirilen hasarlar onarılamaz. |
| 11 | neutron noun | nötron | Un neutron heurte le noyau atomique.Bir nötron elektrik yükü taşımayan bir parçacıktır. |
| 12 | parfumerie noun | parfüm dükkânı | Elle travaille dans une parfumerie.O, şehir merkezinde bir parfüm dükkânında çalışıyor. |
| 13 | pigment noun | renk maddesi | Le pigment rouge donne la couleur.Bu doğal renk maddesi güzel bir ton oluşturur. |
| 14 | pulpe noun | meyvenin yumuşak iç kısımı | La pulpe de l'orange est juteuse.Portakalın eti suludur ve lezzetlidir. |
| 15 | résine noun | reçine | La résine protège l'arbre des insectes.Çam reçinesi çok hoş kokulu. |
| 16 | sismique adjective | depremle ilgili | L'activité sismique augmente dans la région.Bu bölgede deprem aktivitesi artıyor. |
| 17 | stressant adjective | stres yapan, sinir bozucu | Le travail est très stressant aujourd'hui.Hastanedeki işi çok stres yapıcı. |
| 18 | supraconductivité noun | süperiletkenlik | La supraconductivité existe à très basse température.Süperiletkenlik çok düşük sıcaklıkta meydana gelir. |
| 19 | tournesol noun | ayçiçeği | Le tournesol tourne vers le soleil.Ayçiçeği bütün gün güneşi takip eder. |
| 20 | typhus noun | tifo | Le typhus était une maladie dangereuse.Tifo, Orta Çağ'da çok bulaşıcı bir hastalıktı. |